İzlenimler

Alfa Romeo 4C


yazı:
Bahadır Bektaş
Fotoğraf: Alp Emre Göksel

Son zamanların en merak edilen Alfa modellerinden biri olan 4C, hafif gövdesi ve saf karakteriyle spor otomobil meraklılarının ruhunu ele geçirmek istiyor…

 Aslında bir süre öncesine kadar Alfa Romeo modellerini öyle çok da büyük bir heyecanla takip etmezdim. Ancak İtalyan marka son yıllarda öyle hareketler yapıyor ki, insan ister istemez farklı hislere kapılıyor. Hem geçtiğimiz ay kapağımızı süsleyen Giulia, hem de birkaç yıl önce tanıtılan 4C, markayı uykudan uyandırıp bambaşka noktalara taşıyacak makineler olarak biz otomobil tutkunlarında büyük bir heyecan yarattı.

Alfa Romeo Türkiye, 4C Coupe modeli için geçtiğimiz aylarda bir pist aktivitesi düzenlemiş ve basın mensuplarını piste toplamıştı. Ben bu otomobili çok merak etmeme rağmen, bazı sağlık sorunlarından dolayı  söz konusu aktiviteye katılamamıştım. Bu duruma üzülmedim değil, ancak neyse ki, bu aktiviteden birkaç hafta sonra piste giderek, Alfa Romeo’nun garajında dinlenmekte olan 4C’nin direksiyonuna geçme fırsatı buldum. Bu 4C’nin sayfalarımıza ilk kez konuk oluşu değil, İngiliz meslektaşlarımız Alfa’nın küçük sporcusunu pek çok kez kullanıp yorumladı. Şimdiyse sıra bende. Belki farklı detaylar yakalarım, kimbilir…

4 metrelik minyon bir sporcu olan 4C’yi heyecan verici kılan pek çok detay var ve bunlardan biri de onun, kendisinden çok daha pahalı akrabalarında görmeye alışık olduğumuz materyaller kullanılarak geliştirilmiş olması. Ayrıca ardında yatan felsefe de, en ekstrem süpersporlar ile aynı düzlemde. Yani gerçek bir performans otomobilinde görmek istediğimiz pek çok detay, sıkıştırılmış olarak Alfa’nın küçük sporcusunda da bulunuyor. Öncelikle 4C ortadan motorlu ve arkadan itişli bir otomobil; bolca karbon fiber kullanılmış olması sayesinde de sıkı ve hafif bir gövdeye sahip. Tabii bir de atlanmaması gereken bir tasarım bahsi var: Küçük ağızlı ön kısmından, konik formlu arka bölümüne kadar tüm detaylarıyla egzotik bir tasarıma sahip. Proporsiyonları harika ve hiçbir yerinde göze fazla gelen bir detay yok. Profilindeki kıvrımlar, arka çamurluklardaki belirgin hava kanalları, Katbon fiber zemin üzerine yerleştirilmiş LED gündüz farları ve önde 18, arkada ise 19 inç ebadında olan harika tasarımlı jantlarıyla çok etkileyici ve agresif bir duruşa sahip 4C.

4C’nin kapısını açtığımda gözüme çarpan ilk şey geniş kapı eşiği oluyor. Bu bölüm kompozit gövdedeki karbon desenini de gözler önüne seriyor. Tam anlamıyla heyecan verici bir detay. Otomobilin, kendi gibi minyon kabinine yerleşmek için vücudunuzu biraz esnetmeniz şart. Eğer 1.90 metrelik fotoğrafçımız Alp gibi çok uzun boyluysanız denemeyin bile.

4C’nin kabini yalın ve sade bir tasarım sunsa da, fazlasıyla tarz sahibi görünüyor. Plastik yüzeyler fazla olsa da, kabinin hafif bir sporcu için lüks göründüğünü söylemek mümkün. Bakışlarınızı direksiyonun altına doğru kaydırdığınızda, orta konsolun gerisinde herhangi bir kaplama olmadığını görüyor ve bunu hiç garipsemiyorsunuz. Aksine çıplak bölümlerin safkan spor otomobil ruhuna katkı sağladığını düşünüyorsunuz. Koltuklar son derece sportif, altı düz tasarlanmış direksiyon da ele iyi oturuyor, ayrıca parmaklarınızın vites kulakçıklarına ulaşması da hiç zor olmuyor. 4C’nin orta konsolunda alıştığımız türden bir vites kolu yok, bunun yerine N, 1, Auto/Manual ve R düğmeleri bulunuyor ve bu da bana biraz Mercedes-AMG GT S’i hatırlatıyor. Kontağı çevirince canlanan dijital gösterge tablosu ise Lamborghini kıvamında… 4C’nin sürücü koltuğundayken görüş açınızdaki detaylarda heyecan verici. Ön candan çamurlukların çıkıntılarını görmek nefis bir duygu. Ayrıca dikiz aynasındaki manzara da keyif veriyor.

4C, basit bir spor otomobil olmadığını her detayında belli ediyor. Ayrıca her beklentiyi karşılamak gibi bir misyonu da yok; snob ve kendine güveni tam bir otomobil. O daha çok saflık arayan ve piramidin tepesine sürüş zevkini koyan bir müşteri kitlesine hitap ediyor. Yani tam bir evo otomobili. Caddelerde havalı havalı dolaşmak isteyenlere uygun bir otomobil olmadığını, ilk hareket anında dahi anlayabiliyorsunuz. Öncelikle hidrolik direksiyona sahip değil, bu yüzden park etmek ve  ilk hareket anında yönlendirmek biraz zahmetli. Hareket halinde ise herhangi bir ağırlık söz konusu değil. Hatta bazı durumlarda gereğinden fazla hafiflediğini düşündürüyor.

Alfa Romeo 4C ile harekete geçtiğiniz ilk anda dahi, sertlik ve agresiflik düzeyinin ne kadar yüksek olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ayrıca gürültücü bir otomobil olduğuna da şüphe yok. Eğer GT kıvamında bir performans arıyorsanız, 4C’nin size pek de uygun olmadığını baştan söyleyelim. Bu otomobil, gürültüyü, çevikliği ve saflığı seven performans tutkunlarını ise kendine hayran bırakmayı başaracaktır. 4C ile yol alırken, motordan karakter dolu çuflamalar, çatırtılar ve homurtular yayılıyor; ayağınızı gaz pedalından her çektiğinizde wastgate kabine çok özel bir çuflama yolluyor. 4C’nin saflığı, otomobilin altından gelen çatırtılardan da fark ediliyor. Lastiklerden fırlayan küçük taş parçalarının çamurluk içlerine ve gövdenin altına çarptığında çıkan sesleri çok net bir şekilde duyabiliyorsunuz. Benzer bir durumu daha önce 458 Speciale’de de yaşamıştım. Yani tıpkı Speciale gibi 4C de, hafiflik amacıyla, ağır yalıtım malzemelerinden feragat edilerek hazırlanmış bir otomobil.

Gelelim motora… 4C’de kabinin hemen gerisinde yer alan motor, 1742 cc’lik direkt enjeksiyonlu, dört silindirli tanıdık bir ünite. Fakat buradaki versiyonu Giulietta QV’deki ikizinden 22 kg daha hafif, çünkü motor bloğu dökme demir yerine, dökme alüminyumdan imal edilmiş. 6000 d/d’de 240 bg güç, 2200-4250 d/d aralığında 350 Nm tork üretmesi için hafif çaplı bir modifikasyondan geçirilen ünite, çift kavramalı TCT şanzımanla kombine edilmiş. Motorun hacmine bakıp da, performans hakkında olumsuz önyargılara kapılmamanızı öneririz, çünkü Alfa 4C, karbon fiber sayesinde, kantarda 1 tondan az çeken bir otomobil. Bu da 0’dan 100 km/s hıza sadece 4.5 saniyede çıkmasını ve maksimum 260 km/s’ye kadar hızlanabilmesini sağlıyor.

Bu otomobili kullanırken parmaklarınız sürekli olarak direksiyonun gerisindeki kulakçıklara uzanıyor ki, bu da otomobilin sürücüyü tahrik etme potansiyeliyle alakalı bir durum. Ayrıca D.N.A sisteminde de her zaman en özgür modlarda kalmayı istiyorsunuz ki, bu da yine 4C ile sadece performansa odaklanmak istemenizden kaynaklanıyor. Alfa’nın diğer modellerinden de bildiğimiz D.N.A sistemi, yine Dynamic, Naturel ve All weather modlarını sunuyor, ancak 4C’de bunlar arasında yeni bir mod daha eklenmiş durumda: Alfa Race! Mod çubuğunu Dynamic konumuna getirip birkaç saniye tutunca aktive olan Alfa Race modu, elektronik sistemlerin sürüşe etkisini minimum seviyeye indirerek, otomobilin kontrolünü sürücüye bırakıyor. Bu moddayken stabilite kontrolü sadece çok ekstrem durumlarda devreye girmekte. Ayrıca ASR de tamamen devre dışı kalır. Ancak Alfa’nın Q2 diferansiyeli ise, virajlardan daha hızlı çıkmak için aktif olarak kalmaya devam ediyor. 4C’nin viraj çıkışları gerçekten de etkileyici. Viraj çıkışında gaza yüklendiğinizde, çok kolay kontrol altına alınabilen hafif bir önden kayma yaşansa da, ardından gelen doğal denge harika. Limitlerdeyken, viraj içerisinde ayağınızı gaz pedalından çektiğinizde arkasını hızla bıraksa da, gövdeyi kontrol altına almak oldukça kolay. Otomobilin karbon fiber ve alüminyumdan imal edilen meşhur gövdesi müthiş bir rijiditeye sahip. Bu da viraj girişlerindeki esnemeleri minimuma indiriyor. Süspansiyonlar aşırı derecede sert olmamasına rağmen, sürüş karakteri çeviklik ve tepkiyle dolup taşıyor. Ayrıca frenleri de çok etkili.

Otomobilin direksiyonu ise biraz kafa karıştırıyor. Tepkili ve hisli bir direksiyon olduğuna şüphe yok, ancak düz giderken küçük girdilere çok fazla ihtiyaç duyuyor.

Orta devirlerdeki tork bolluğu, vites değiştirme hızı 0.12 saniye olarak açıklanan TCT ile bir araya geldiğinde, 4C ile neredeyse kesintisiz bir hızlanma yakalamanız mümkün. 4C nereye gitmek isterseniz oraya giden bir otomobil. Arkadan itişli olmasına rağmen bir drift makinesi olmadığı bir gerçek.

4C’den etkilenmemek mümkün değil. Karakteri ve sesiyle sizi hemen ele geçiren 4C, ekstrem süpersporları korkutucu bulanlar için ideal bir başlangıç otomobili olabilir. Konfor ve sessizlik arıyorsanız, ondan uzak durum, çünkü böyle bir önceliği yok. Bu yüzden onun için  7/24 kullanılabilecek bir otomobil diyemem. O daha çok garajınızda hafta sonları dağ yollarında veya pist aktivitelerinde kullanmak isteyeceğiniz bir otomobil. Fiyatı mı? Saf sportifliğin Alfa’daki karşılığı tam olarak 429.000 TL. Bu rakam pek de düşük sayılmaz.

Özellikler

Motor 1742 cc, 4-silindir, turbo

Güç 240 bg 6000 d/d

Tork 350 Nm 2200-4250 d/d

Ağırlık 985 kg

0-100 km/s: 4.8 sn

Maks hız: 260 km/s

Baz fiyat 429.000 TL

Evo skoru: 4.5

+Saf sürüş keyfi, hafiflik, çıkardığı sesler, karbon fiber çılgınlığı

Konfor seviyesi çok az, direksiyon huzursuz, fiyat

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı