Özel Konular

FERRARI F12 TDF: 24 ALTIN SAAT


yazı:
Colin Goodwin
fotoğraf: Aston Parrott

Feribot yok. Yarış pistine çıkmak yok. 500 km’den fazla yol yapmak yok. Ayrıca Ferrari’den izin kopardığımız toplam zaman sadece 24 saat. Siz olsanız 780 bg’lik F12tdf ile neler yapardınız?

Yirmi dört saat ve 500 km. Burada gördüğünüz sarışını tutabileceğimiz toplam zaman ve kullanabileceğimiz toplam mesafe. Siz olsanız ne yapardınız? Elimdeki kağıdın üzerinde feribot kullanmanın ve piste çıkmanın yasak olduğu yazıyor. Gönül bu şeyi bir treylere atıp İngiltere’deki dağ yollarına götürmeyi ister, ama bu durumda da 24 saat yeterli olmaz. Bu yüzden, el mahkum, buralarda takılıp tatlı sürüşler yapmaya ve eşi dostu görmeye karar veriyoruz. Tam da otomobil seven insanlara yakışan bir şey değil mi?

Buralar buram buram tarih kokuyor. Ford’un Advanced Vehicles departmanının yeri bir zamanlar Slough Sanayi Sitesi’ndeymiş. Hatta aynı bina sonrasında JW Automotive şirketi tarafından kullanılmış. Hani Ford GT40 ve 917 ile ünlenen JW Automotive… Team Surtees takımının Kent’e taşınmadan evvel buralarda takıldığını bilmek harika. Lola’nın altmışlı yılların ortalarında Ferrari’nin merkez ofisinden az ötede yer alması ise sahiden özel bir mesele. O zamanlar Ferrari’lerin satıldığı yer başka, test araçlarının muhafaza edildiği yer başkaymiş.

Ferrari’nin yerinde olsam, belediyeyi arayıp dükkanın önündeki yolu düzeltmelerini söylerdim. Öyle ki, tdf’nin süspansiyonlarını ‘Bumpy Road’ isimli yumuşak modda kullanmama ve usul usul ilerlememe rağmen, zemindeki pürüzler yüzünden belime ağrı girdi. Yarın yürüyemezsem şaşırmayacağım… Asfalt düzeldiğinde ise otomobilin hala sert olduğunu fark ediyorum. Yine de şu anki sertlik o kadar da abartılı sayılmaz.

Ne motor ama! tdf’in 6.3 litre hacmindeki V12 motoru 8500 d/d’de 780 bg güç üretiyor. Bu zamana kadar kullandığım en güçlü atmosferik makineden söz ediyoruz ki, kullandığım otomobiller listesinde 8.2 litrelik motorla yürüyen bir McLaren M8F Can-Am yarış aracı da mevcut. Öte yandan bu motorun tek etkileyici yanının güç verisi olmadığını ifade etmeliyim. 12 adet silindir öyle kusursuz çalışıyor ki, 7-ileri çift kavramalı şanzımanın beşinci vitesindeyken rölanti devrinde kusursuz bir rafinelik duyuyorsunuz. Yirmi yıl önce bu kadar güçlü bir motorun trafiğe çıkma izni alması neredeyse imkansızdı. Kırk yıl önce bu kadar güçlü bir motoru rölantide yürütemez, bu konuda ısrarcı davranırsanız bütün bujileri yağ içinde bırakırdınız. Zaman değişiyor…

Yollar bu sabah biraz nemli olduğu için kaygılanıyorum. Teste başlamadan önce bilgilenmek maksadıyla Jethro Bovingdon’un F12tdf lansmanında derlediği notları okudum. İtalya’daki lansmanda Fiorano Pisti’nde birkaç tur atan ve etraftaki yollarda birkaç saat geçiren Jethro, bu şeyin her koşulda büyük bir dikkatle kullanılması gerektiği uyarısında bulunmuş. Önden kayma yok, direksiyon çok direkt ve arka tekerlekleri yönlendirme sistemi çok ilginç bir hissiyat veriyor. Gün içinde otomobili ESC Off moduna alacağımı sanmıyorum, ama Wet modundan çıkmamak fotoğrafçımız Aston Parrott’u memnun edecek pozlar vermeme mani olabilir. Bu yüzden süspansiyonları yumuşak bırakıp motoru Race moduna almak en iyi çözüm gibi duruyor. Bu arada iç mekandaki ergonominin kusursuz olduğunu belirteyim, çünkü 0-100 hızlanmasını 2.9 saniyede tamamlayan bir otomobilin içinde, işinize yaramayan her şey dikkat dağıtır.

Bugün bir planımız var: Cheltenham yakınlarındaki Prescott Tırmanma Parkuru’nu ziyaret etmek. Çok sevdiğim bu yerde ben biraz sürüş yaparken, Aston da rahatsızlık duymadan çekim yapabilir. Prescott’u işleten Stuart Webster, parkurun günde birkaç saat trafiğe açık kaldığını ifade ettikten sonra, yolda yalnız olmayacağımız uyarısında bulunuyor. Ferrari’nin ‘pist yok’ uyarısını pratikte bozmadan, limitlerden mümkün olduğunca uzak durmaya gayret edeceğim.

Prescott House ve etrafındaki tırmanma parkuru 1937 yılında Bugatti Sahipleri Derneği tarafından satın alınmış. Egzoz sesi problemi yüzünden organizasyon yapmak için yer bulamayan bu insanlar, sonunda kendi yerlerine sahip olmaya karar vermiş. O günden beri de hiçbir şey değişmemiş… Prescott’taki ilk buluşma 1938 yılında yapılmış ve savaş yüzünden yaşanan aksaklıkları saymazsak, o günden bu zamana kadar burada her yıl buluşulmuş. 1960 yılına kadar 600 metre uzunluğunda olsa da, parkur sonradan bir tura dönüştürülmüş ve buraya Ettore’s ismi verilmiş. Güncel uzunluğun 1025 metre olduğunu ve bu uzunluğun bir kilometreden biraz daha fazla geldiğini de ekleyeyim. Günümüzde, klasik spor otomobil event’i haricindeki bütün organizasyonlar burada yer alıyor.

İngiltere’deki Shelsley Walsh tırmanma parkurunun aksine, burada başınızı belaya sokacak viraj sayısı bir değil. Zira Prescott’un hemen her köşesinde tekniğinizi konuşturmanız ve bariyerlerle buluşmamak için çok dikkatli olmanız gerekiyor. Daha önce burada zamana karşı birkaç kez yarışmış ve bütün virajlara agresif biçimde saldırmıştım. Fakat bugün öyle bir gün değil ve sürüşümü zamana karşı yapmadığım için gayet mutluyum. Doğrusu tdf’i bu parkurda zamana karşı koşturmak çok zor olurdu ki, bunun en önemli sebebi de otomobilin genişliği.

Öncelikle son zamanlarda ettiğim lafları efendi efendi yiyeceğimi ifade edeyim. Son yıllarda yol otomobillerinde saçma sapan güç değerlerine karşı gelenlerin başını çektiğim bir sır değil. 350 bg’lik ateşli hatchback’ler, 500 bg’lik SUV’ler falan olacak iş değil… Bu tür şeyler bana gerçekçi gelmiyor. F12 ise, standart versiyonundaki 740 bg yetmezmiş gibi, buradaki tdf modelinde 40 bg daha barındırıyor. Şu kadarını söyleyeyim, bu motordan o kadar çok etkilendim ki, bir gün bütün içten yanmalı motorları bekleyen kaçınılmaz aşırı besleme dönemini düşündükçe yüreğim parçalanıyor. Buradaki V12 motor bir Lambo V12’si veya Porsche logolu 4.0 litrelik 6-silindirli bir boxer gibi özel… Hatta Aventador’un motoru bu şeytanın yanında epey sakin kalıyor.

Bir Ferrari ile ilk gerçek yolculuğumu 456 GT ile yapmıştım. Ferrari o dönemde de kilometre sınırı koymuştu, fakat gençliğin ateşinden olsa gerek, otomobilin kilometre sayacına kısa sürede 5000 ekledim. Dip gaz yapılan ve Fransız hız sınırlarının hiçe sayıldığı bir yolculuktu… Asla unutamayacağım o sürüşten sonra önden motorlu Ferrari aşkım başlamıştı ve tdf bu aşkı zirveye çıkardı.

Webster’in öncülüğünde gerçek bir sürüş mabedine dönüşen Prescott Tırmanma Parkuru günümüzde ailecek piknik yapmak ve hepsi birbirinden tuhaf otomobilleri izlemek için harika bir yer. Çoluk çocuk keyif yaparken, mangalınızı bir Ferrari’nin yellemesinden daha iyi ne olabilir? Neyse ki, bugün dramatik bir otomobille birlikteyiz ve piknik için duracak zamanımız yok.

Yolculuğun sonunda yakın dostum olan Vic Norman ile buluşmayı planlıyorum. Kendisi Breitling Wing Walking Takımı’nın idaresinde bulunuyor. Daha önce bu takımı duymadıysanız ne yaptıkları hakkında ufak bir bilgi vereyim: Kendileri Boeing-Stearman yapımı uçakların kanadına taytlı kızları çıkarıp o şekilde uçuş yapıyor ve bu deneyimi dışarıdan insanlara da sunuyor. Evi buralarda olan Vic ile buluşmanın bir güzel yanı da, parkurda bir oraya bir buraya gazlayıp Ferrari’yi hiç etme ihtimalimin sıfıra inmesi.

Normalde dört adet Stearman ürünü beni havaalanına çekmek için yeterlidir. Öte yandan, sizler ve bizler gibi, Vic de motoru olan her şeye ilgi duyan bir adam. Kendisinin garajında 550 Maranello, Porsche 356, AC Ace ve Stirling Moss’un eski otomobili olan XK120 gibi otomobiller mevcut. Ayrıca 1912 model Flying Merkel’in de içinde olduğu motosiklet koleksiyonundan da bahsetmek gerek. Bu motor bir zamanlar bir altın madeninde jeneratör olarak kullanılmış. Ayrıca motorun eski sahibi olan Bud Ekins, Steve McQueen’in dublörü ve yakın arkadaşıymış. The Great Escape filmindeki atlamanın sahibini merak ettiyseniz, bunun Ekins olduğunu söyleyeyim.

Norman’ı ilginç bir insana dönüştüren şey şu an sahip oldukları değil, geçmişte sahip oldukları… Özellikle de konu önden motorlu Ferrari’ler ise. Şu an Nick Mason tarafından kullanılan 250 GTO gibi… ‘O otomobili yetmişli yıllarda satın aldım,’ diye söze başlıyor Norman. ‘Dost meclisinde Peter Newens’ın GTO’sunu satılığa çıkardığına dair laflar edildi ve zaman kaybetmeden kendisini evinde ziyarete gittim. Otomobile 13.000 sterlin istiyordu. Kendisiyle pazarlığa yeltenecektim ki, Brian Classic şirketinin sahibi oracıkta bitiverdi. Klasik otomobil alıp satan bu adamın da GTO için orada olduğu açıktı. Bu yüzden Peter’in istediği parayı kabul edip otomobili aldım. Brian biraz gıcık olmuştu…’

250 GTO birkaç yıl Norman’da kalmış ve otomobil okul sürüşleri ve hafta sonu gezilerinin ardından satılmış. ‘Onu 16.000’e okutmuştum ki, o zamanlar bunun büyük bir para olduğunu düşünmüştüm,’ diyor. GTO’dan sonra ise garajını birkaç tane 275 GTB, bir adet 250 SWB ve bir Daytona ziyaret etmiş. ‘İroniktir, en sevdiğim Ferrari orijinal 250 GT TdF’dir diyor,’ Norman. ‘Hiç sahip olamadığım, fakat birkaç kez kullanıp büyülendiğim bir otomobildir. Ferrari 1950’lerin sonlarında altın çağını yaşıyordu…’

Çocukları okula götürmek için GTO’yu hiç kullanmadım, fakat şu an Nick Mason’a ait olan bu otomobille birkaç kez alışverişe çıkmışlığım vardır. Doğrusu, böylesine yoğun ve özel bir ruha sahip olan bir otomobilin bu kadar kullanışlı olmasını aklım almıyordu. Mason’ın otomobil koleksiyonunu idare eden şirket, Norman’ın çalıştığı havaalanında yer alıyor. Ekipten üç mühendisle tanışıyor ve Nick’in GTO’sunu dışarı çıkarmaları için kendilerinden ricada bulunuyoruz. İkna oluyorlar ve kulaklarımız iki adet V12’nin sesine, kelimenin tam anlamıyla, doyuyor.

Mason kendi F12tdf’ini çoktan teslim almış. Ayrıca onun otomobilinin zemininde, buradaki test aracımızın aksine, güzel paspaslar yer alıyor. Ayrıca o otomobilin koltukları çok daha rahat. Mühendis arkadaşlardan biri tdf’i göstererek söze giriyor: ‘Bu şey şu an dünyanın en iyi yol otomobili olabilir. Bay Mason’ın otomobilini Goodwood Hız Festivali’nde kullandım ve Lavant Düzlüğü’nün sonunda tam 270 km/s gördüm.’ Bunu bana söylemese iyiydi, çünkü şu an test aracıma atlamak ve delice gazlamak istiyorum. Ferrari’yle aramı bozma riskine karşın, tdf’e karşı koymak gerçekten zor.

340 km/s maksimum hıza ulaşabilen 780 bg’lik bir Ferrari o kadar da gerekli değildir, ama böyle bir otomobilin varlığı muhteşemdir. Bu zamana kadar kullandığım en dramatik Ferrari’lerden biri olan tdf’in yarattığı etki, McLaren F1 ile yakın bir noktada duruyor. 799 şanslı insanın, tıpkı Norman’ın hikayesinde olduğu gibi, bu otomobilleri günün birinde satabileceğini düşünsem de, bir tdf’in yeri daima ısıtmalı bir garaj olacaktır hissiyatına kapılıyorum.

Olsun, en azından altımdaki otomobili bir güzel kullandım. Dönüş yolunda ara ara limitleri gördükten sonra, kazasız belasız Ferrari’ye ulaşıyoruz. Kilometre sayacında ise söz verdiğimden biraz daha fazlası yazıyor. Olsun, bugün kurallara uymamak için harika bir gündü.

—————————————-

Ferrari F12tdf

Motor V12, 6262 cc

CO2 360g/km

Güç 780 bg @8500 d/d

Tork 520lb ft @6250 d/d

Şanzıman 7-ileri DCT, arkadan itiş, E-diff 3, F1 Trac, ESC

Ön süspansiyon Çift salıncak, helezon yay, adaptif amortisör, viraj çubuğu

Arka süspansiyon Çok kollu, helezon yay, adaptif amortisör, viraj çubuğu, arka yönlendirme

Frenler Soğutmalı karbon-seramik diskler, 398 mm (ön), 360 mm (arka), ABS, EBD

Jantlar 10 x 20 inç (ön), 11.5 x 20 inç (arka)

Lastikler 275/35 ZR20 (ön), 315/35 ZR20 (arka)

Ağırlık 1520 kg

Güç/ağırlık 514 bg/ton

0-100 km/s 2.9 sn (iddia edilen)

Maks hız 340 km/s (iddia edilen)

Baz fiyat 339.000 Sterlin (hepsi satıldı)

evo skoru: 4.5

 

Leave a reply