yazı:
Dan Prosser

ACABA OLMUŞ MU? 

Route Napoleon… Aston Martin’ler, Lamborghini’ler ve Ferrari’ler test etmemiz için yaratılmış muhteşem manzaralı rota. Bu kez aynı rotada sınırlı sayıda üretilen bir Fiesta’yı, ST200’ü kullanıyoruz. Cevabını aradığımız soru ise şu: Acaba Ford, ciddi bir fiyatın hakkını verebilecek türden bir Fiesta yaratmayı başardı mı? 

BA0344 numaralı uçuşumuz tam zamanında Nice Havaalanı’nda sonra eriyor. Saatimiz 14:30’u henüz geride bıraktı… Uçaktan inmek için beklerken planımı son kez gözden geçiriyorum. Açıkçası, bu epey tutkulu bir plan oldu. Ne var ki, bir şeylerin ters gitme ihtimalinden korkuyorum ve zaman çizelgesine her bakışımda bu korkum daha da güçleniyor.

Havaalanının bir yerlerinde birkaç düzine Ford Fiesta ST200’ün park edilmiş olması gerek. ST200, şu an satılan ateşli hatchback’ler içindeki favorimiz olan Fiesta ST’nin daha hızlı olan ve sınırlı sanıya üretilen versiyonu. Dolayısıyla evo gezegeni için mühim bir araçtan bahsediyoruz. Şayet planlarımı harfiyen uygulama şansı bulursam, Avrupa’nın en muhteşem manzaralarına ve virajlarına sahip bir rotayı ST200’le geçecek, dergi için sıkı bir çekim yapacak ve akşam 20:00’da içlerinde Ford’dan birkaç üst düzey yöneticinin de bulunduğu bir gruba akşam yemeği için katılacağım. Bilirsiniz, bu tarz insanlara ayıp etmek doğru olmaz.

Zamanımız kısıtlı. Uçaktan sabırsız hallerle hızlıca çıktıktan sonra, saat 15:00 gibi otomobile binmiş olmamız ve 17:00 gibi çekim alanına varmamız gerekiyor. Bu çizelgeye uyabilirsek çekim için iki saatimiz, çekim alanından otele dönen bir saatlik yolda ise muhteşem bir sürüşümüz olacak demektir. Bu, otomobili tanımak için kıymetli bir fırsat… Google Maps’in söylediklerine bakınca, çekim alanına varmak için normalden biraz daha hızlı yol almam gerektiğini fark ediyorum. Trafikte kalmak, yolda kalmak, kötü hava koşullarına yakalanmak, fotoğrafçıyı işten çıkarmak veya sapak kaçırmak gibi lükslerimiz kesinlikle söz konusu değil.

Daha önce de belirttiğim gibi, bu plan biraz tutkulu oldu… Bu yüzden bagajımın gelmesini beklerken, etraftaki diğer özel yolları araştırmaya koyuluyor ve Col de Vence’in buraya yalnızca yarım saat uzaklıkta olduğunu fark ediyorum. Harika! Planımın suya düşme ihtimaline karşın, artık bir B planım oldu. Yine de gönlümün mükemmel bir mekan olan Route Napoleon’dan yana olduğunu ifade etmeliyim. En baştan hedef küçültmek olmaz değil mi?

Bu rotayı hiç geçmedim. Dolayısıyla şu an kendimi, daha önce Star Wars izlemeyip film kritiği yapanlarla benzer bir durumda hissediyorum. Zaten Route Napoleon hevesimdeki ısrarın sebebi biraz da buydu… İş arkadaşlarımdan bazıları söz konusu rotanın bu zamana kadar sürüş yaptıkları en iyi yer olduğunu söylüyor. Umarım planım çalışır da, ben de kendimce bir yargıya sahip olurum.

Terminalden hızlıca çıkıp otomobillere ulaşıyor ve planladığımız zamandan birkaç dakika önce anahtarımızı alıyoruz. Tepemizde karanlık ve tehditkar bulutların olduğunu fark etsem de, buralardan uzaklaştığımızda havanın düzeleceğine inanıyorum. Kara bulutlar ile ST200’e özel bir renk olan Storm Grey arasında hoş bir uyum yakaladığım doğrudur. 17 inçlik mat siyah jantlar ve bagaj kapağındaki ST200 logosu ise aurayı tamamlayan diğer detaylar. Kabine girdiğinizde, emniyet kemerindeki gri çizgiler ve standart ST’dekinden farklı olan koltuk kumaşı haricinde herhangi bir değişiklik göremiyorsunuz ki, ST200 için yapılan çalışmaların görünmeyen yerlerde gizli olduğu bir gerçek.

Örneğin; hızlanma grafiğinin biraz daha canlanması adına son dişli oranı %15 kısaltılmış. Ayrıca otomobilin model isminden de anlayacağınız üzere, güç değeri 200 bg, tork değeri ise 290 Nm olacak şekilde revize edilmiş. Doğrusu, standart Fiesta ST’nin 180 bg güç, 240 Nm tork üreten motoru, overboost ile ST200’ün verilerini bir süreliğine yakalayabiliyor. Fakat bu sizi yanıltmasın, çünkü ST200’de de overboost fonksiyonu mevcut: 20 saniye boyunca, üçüncü ve dördüncü viteslerde, 215 bg güç ve 320 Nm tork sizindir. Bu kadar minik bir gövde için söz konusu figürlerin epeyce ciddi olduğu ortada.

Geliştirme ekibinin şasi üzerinde oldukça faydalı işlemleri olmuş. Arka taraftaki süspansiyon mimarisi ile işe başlayan ekip, burulma önleyici barı %33 sertleştirdikten sonra yay ve amortisörleri hafifçe yumuşatarak otomobilin hem daha çevik, hem de daha doğal hissettirmesini sağlamış. %33 sertleştirme işleminin ön aksta da uygulandığını ekleyelim. Ford mühendisleri bütün bu çabanın önden kaymayı yok etmek için olduğunu ifade ediyor ki, amaçlarına ulaşmışlarsa, çok eğleneceğiz demektir.

Bahsettiğim şasi geliştirme operasyonları ST200’ün gelişim programı dahilinde yürütülmüş olsa da, söz konusu değişimler ST200’e özel değil. Ford yetkilileri standart ST ile ST200’ün farklı şasi ayarlarına sahip olmasının kendileri için pratik olmadığını ifade ediyor, çünkü her gün banttan farklı damak zevklerine hitap eden tam 1600 adet Fiesta geçiyormuş. Dolayısıyla ST200 için yapılan çalışmalar standart ST’ye de uygulanmış. 2015 yazının sonundan itibaren üretilmiş bir ST kullanıyorsanız, bahsettiğim şasi ayarlarına sahipsiniz demektir. Toplamda 1000 adet üretilecek olan ST200’lerin 400 tanesi İngiltere pazarına ayrılmış, ama Ford tarafı talep halinde müşterilere bir şekilde araç sağlayacaklarını ifade ediyor.

Fotoğrafçımız Aston Parrott’un ekipmanlarını bagaja yerleştirip, cılız navigasyonumuzun hedef bölümüne ‘Castellane’ kelimesini giriyor. Terminal binasından hızla uzaklaştıktan sonra A8 yolunda bir süre yolculuk yapıyor ve Grasse yönüne doğru ilerlemek üzere D2085’e bağlanıyoruz. Route Napoleon rotasının yaklaşık 350 km civarındaki güzelliği, Cannes yakınlarındaki bir sahil kenti olan Golfe-Juan’dan başlıyor. Ardından Alpes-Maritimes, Alpes-de-Haute-Provence, Digne-les-Baines, Sisteron ve Gap’i geride bırakarak Grenoble’daki final noktasına erişiyorsunuz. Rotanın bugünkü navigasyon kodları sırasıyla N85, D1085, D4085 ve D6085 olarak geçiyor. Söylentiye göre Napoleon Bonaparte, 1815 yılında bu yol üzerinden yolculuk ederek Paris’e ulaşmış ve Fransa’nın kontrolünü ele geçirmiş.

Büyük bir askeri deha olan Napoleon Bonaparte kendisini yavaşlatmak için karşısına çıkan bütün orduları alt ederek, sağ kalan askerleri kendi ordusuna katmış ve Paris’e doğru ilerleyişine devam etmiştir. Çok da popüler olmayan XVIII. Kral Louis Belçika’ya kaçmış ve Yüz Gün olarak bilinen süreç başlamıştır. Devamında ise tarih dersi iyi olanların hatırlayacağı savaşlar, savaşlar, savaşlar… Bu kadar tarih yeter, sürüşümüze dönelim.

Zamanımız kısıtlı olduğu için Route Napoleon’un yaklaşık 100 km uzunluğundaki bir bölümünde kalacağız. Grasse’den başlayan D6085 yolu yaklaşık 50 km boyunca sarp kayalıklar eşliğinde oradan oraya kıvrılarak rotayı D4085 yoluna devrediyor. Bu yolu Castellane ve Barreme arasındaki kısım olarak hatırlayabilirsiniz. Rotanın tamamını geçemeyecek olduğum için biraz üzgünüm, ama buraları iyi bilen meslektaşlarım, rotadaki en fotojenik ve en keyifli kısımların D4085 üzerinde olduğunu söyledi. Bu yüzden heyecan katsayım halen bir hayli yüksek.

Grasse’ye vardığımızda saat 16:30’u bulsa da, planımızın işleyişinde halen bir sıkıntı yok. Bu noktadan sonra iki saatlik çekimimizi ve çekimin ardından, otele dönüşteki bir saatlik sürüş bölümümüzü başlatabiliriz. Yemeğin başlangıcından evvel yaklaşık 20 dakikalık bir kokteyl olacağı için, biraz da oradan kazancımız olacaktır. D6085 yolunun kent kısmındaki son evleri de geride bırakışının ardından işler inanılmaz derecede ilginçleşmeye başlıyor. Öyle ki, henüz kendinizi hazır hissetmediğiniz halde bir anda aksiyonun ortasına düşüyorsunuz. Sinemada yerleşemeden filmin başlaması gibi… Vücudumdaki şasi ve motor ayarları henüz Grasse yollarına hazır hale gelmemiş olsa da, Ford Fiesta ST200’ün bu konularda en küçük bir eksiği dahi bulunmuyor. Otomobilin her ortama, her yola uygun tek bir modu var ve ben bu duruma bayılıyorum.

Sol taraftaki manzara nefes kesiyor. Kum renginde kentler, tepecikler ve ufukta pırıl pırıl Akdeniz… Daha da yukarıdaki berrak gökyüzü ise hava durumuyla ilgili bütün kaygıları silip süpürecek türden. Yolun şu anki kısımları çoğunlukla dördüncü ve beşinci vitesle geçebileceğiniz hızlı virajlardan oluşsa da, etrafta bolca otomobil, otobüs ve motosiklet mevcut. Bu yüzden çekimi daha sakin kısımlarda yapmak üzere yola devam ediyoruz.

İngiltere’deki virajlı dağ yollarının asfalt kalitesine alışmış bir insan için buradaki asfalt resmen nefes kesiyor. Kusursuz bir zemin, bolca tutunma ve üç otomobili birden sığdırabilecek bir genişlik… Ayrıca hızlı virajların birçoğunda harika bir eğim olduğu için, özellikle iniş bölümlerinde kolay kolay tedirgin olmuyorsunuz.

D6085, sahneyi D4085’e bıraktıktan sonra Route Napoleon büyüsü daha da güçleniyor, fakat zemin en ufak bir bozulmaya uğramıyor. Şu an çoğunlukla üçüncü viteste ilerliyor ve dar U virajlarda ikiye düşüyorum. Söz konusu kısa virajlarda ST200’ün şasisini ve tutunma limitlerini sonuna kadar zorlayarak otomobil için yapılan çalışmaların ne kadar verim getirdiğini değerlendirebilirim. Önden çekişli bir otomobil için harika bir doğal dengeye sahip olan Fiesta’nın dışta kalan ön tekerleği ne kadar çalışıyorsa, aynı taraftaki arka tekerleği de o kadar çalışıyor ve ön kısım ancak çok dar virajlarda açılmaya başlıyor. Bunun dışındaki bütün virajlarda otomobilin bütün olarak tutunduğunu görüyor ve şaşırıp kalıyorsunuz.

Yolun devamında Castellane geride kalıyor ve nefis virajlar eşliğinde Chapelle Notre Dam edu Roc adındaki, 184 metre yükseklikten kenti izleyen bir tapınağa ulaşıyorsunuz. D4085 üzerinden ilerleyişinizi sürdürdüğünüzde ise bir anda keskin bir tırmanışa geçiyorsunuz. Doğrusu Route Napoleon’daki geçiş süreçleri fazlasıyla kısa sürüyor. Ayrıca az evvel bahsettiğim keskin tırmanışın ardından bizim planların ufak ufak sarsılmaya başladığını da şimdiden söyleyeyim…

Aston’la birlikte rota üzerinde bir o yana bir bu yana gidip geliyoruz. Kendisi, etkisini gitgide artıran altın renkli güneş ışığından daha fazla istifade etmek için yeni açılar ararken, bense Fiesta ST200’ün direksiyon keskinliğiyle ön bölüm tutunması arasındaki mükemmel uyumun içinde kayboluyorum. Bu muhteşem manzara ve muhteşem yollar, bize zamanın nasıl geçtiğini, zaman çizelgemizi ve yetişmemiz gereken yemeği neredeyse tamamen unutturuyor. Saat çoktan 18:00 olmuş ve halen varmamız gereken lokasyona 20 dakika uzaklıktayız. Neyse, onlar başlangıcı yesin, biz ana yemeğe yetişmeye çalışalım.

Rotada biraz daha ilerliyoruz. Dolambaçlı ilerleyişimizin devamında bir vadiye ulaşıyor ve oradan iki yanı bariyerli bir bölüme bağlanıyoruz. D4085 yolu, sonunda daha da büyük bir sürpriz yapıyor ve bizi iki taraflı bir uçurumun burnuna getiriyor. Bu noktadaki sağ viraj o kadar masalsı ve tehlikeli ki, tek yaptığınız yavaşça çevresinden dolaşmak oluyor. Gazlamak mı? Belki diğer virajlarda…

Yol tekrar açıldığında, günün en muhteşem manzarasını gözler önüne seren devasa bir vadi ile karşı karşıya kalıyoruz. Etrafımızdaki yüksek ve gri kayalıklar otomobilin gri rengi için harika bir kamuflaj teşkil ediyor. Bu yolun devamında, vadinin dibinde yer alan Ravin de Taulane’in ilk ışıklarını minik noktacıklar halinde seçebiliyorum. Kent o kadar uzakta görünüyor ki, aşağı doğru inişimizde bize kaç tane virajın eşlik edeceğini sorgulamaya koyuluyorum.

Sanıyorum kente kadar inmesek daha iyi olacak, çünkü bu rotada ne kadar ilerlerseniz ilerleyin, daha da fazlasını arzuluyorsunuz. Bu yüzden Barreme’e bağlanan uzun düzlükleri de geçtikten sonra geri dönüyor ve az evvel bahsettiğim muhteşem vadi manzarasında birkaç fotoğraf almaya karar veriyoruz. Aston devasa kayalıklara tırmanıp doğru açıyı aradıkça, yemeğe yetişmekle ilgili umutlarım yavaş yavaş incelmeye başlıyor. Sanıyorum tatlıya yetişeceğiz…

Bir zaman sonra tatlıdan da vazgeçiyor ve güneş batana dek çekime devam etme ve yatağa aç girme kararı alıyoruz. Doğrusu bu seçeneğin bana ST200 ile sınırsız zaman veriyor olması kalbimi çaldı ve yemekten vazgeçmemi sağladı. Otomobil o kadar şeffaf ve tahmin edilebilir bir karaktere sahip ki, tam limitlerde gazlamak ve kilometreler boyunca aynı yerde kalmak için yetenekli olmanıza dahi gerek yok. Ayrıca etkileyici düzlük performansı sayesinde devir çevirebilir, bolca vites değiştirebilir ve iki viraj arasında çok beklemek zorunda kalmayabilirsiniz. Bir zaman sonra o kadar hızlı ilerlemeye başlıyorsunuz ki, bu rotada her türlü otomobille yarışabileceğinizi hissediyorsunuz. Bu hissiyat yanlış da olsa, Ford Fiesta ST200’ün böyle bir şey hissettirmesi müthiş bir tatmin duygusu sağlıyor.

Sertleştirilen burulma önleyici barlara rağmen viraj girişlerinde halen bir miktar gövde yatması oluyor. Ne var ki, gövdenin bu hareketleri kontrol zayıflığı hissettirmek şöyle dursun, otomobilin sizin için çalıştığını ve içinde bulunduğunuz virajı en iyi biçimde geçmeyi en az sizin kadar istediğini anlamınızı sağlıyor. Daha önce de dediğim gibi, doğal dengesi sayesinde yön değiştirme hareketini vites kolu merkezli yapıyormuş gibi davranan Fiesta, sert virajlarda arka akstaki yayların sağladığı destek sayesinde ön tekerleklerin daha rahat tutunduğunu hissetmenizi sağlayacak kadar şeffaf bir dinamik karaktere sahip.

Buradaki gibi kıvrımlı, doğru eğimli ve kusursuz zeminli yollarda otomobilin söz konusu berraklığı müthiş bir keyfe dönüşüyor. Günümüzde hemen hemen bütün performans otomobilleri kayda değer biçimde hızlanabiliyor, yavaşlayabiliyor ve viraj alabiliyor. Fiesta ise, fiyat fark etmeksizin, ancak en iyi performans otomobillerinde bulunabilecek türden bir incelik ve olgunlukla hareket ediyor. Öyle ki, kontrol mekanizmaları arasındaki uyum ve incelik, ancak çok daha pahalı sporcularda bulunabilecek bir seviyede.

Daha fazla uzatmadan, buradaki sürüş deneyimimi tek kelime ile özetleyeyim: Eğlence. ST200 ile, böyle bir yolda, sizin de birinci sınıf sürüş keyfi yaşamanız gayet kolay… Hayır, kusursuz değil. Örneğin; sağladığı kayda değer performansa rağmen motorun karakter ve enerji konusunda ışıl ışıl parlamadığı bir gerçek. Yine de devir arttıkça, performansın da artıyor olması ve otomobilin bütün olarak heyecanla dolup taşması bu açığı kapatıyor, çünkü kendinizi emeklerinizin karşılığında ödüllendirilmiş gibi hissediyorsunuz. Kısa hareketler ile idare edilen şanzımanın geçişleri başarılı, ama en iyi vites geçişleri için girdilerinizi keskinleştirmeniz gerektiğini bilmelisiniz.

Rotamızda çok az bulunmasına rağmen, zeminin dalgalandığı bazı kısımlarda Fiesta’nın sımsıkı bir gövde kontrol becerisiyle ilerlediğine şahit olduk. Standart Fiesta ST de bu konuda çok başarılıdır ki, ST200’ün daha sert oluşu, kesinlikle daha az konfor anlamına gelmiyor. Doğrusu, genel olarak bakıldığında, standart ST ile ST200’ün dinamik karakterleri çok benziyor, ama sınırlı sayıda üretilen gri şeytanın, ön aksını yola oturtmak ve berraklık gibi konularda biraz daha usta olduğu kesin. Tabii kısa vites oranları sayesinde, ST200’deki ara hızlanmalar da daha başarılı. Fakat yeni oranların bol ve dar virajlı bölümlerden ziyade, açık ve uzun virajlarda keyif verdiğini de ifade edeyim.

Güneş ufukta kaybolmaya ve yerini karanlığa bırakmaya başladığında Aston’la çok keyifli bir gün geçirdiğimiz konusunda hemfikir oluyoruz. Fiesta ST200’ün inanılmaz derecede başarılı bir otomobil olduğunu otele dönüş yolunda bir kez daha anlama fırsatı buluyorum. 22.745 sterlinlik fiyatıyla kesinlikle ucuz değil ki, Mountune tarafından üretilen fabrika onaylı performans kiti takılmış bir Fiesta ST-3 (ST200’ün temelini oluşturan otomobil), ST200 ile aynı gücü üretiyor ve cebinizde 2500 sterlin bırakıyor. Doğrusu benim param ikinci seçeneğe giderdi, ama bazı müşterilerin sınırlı üretim bir otomobile sahip olmak isteyecekleri kesin. Ne de olsa, sınırlı üretim seksidir…

Uzun lafın kısası, Route Napoleon’da Fiesta ST200 ile sürüş yaptığımız için çok şanslıyız, çünkü bu deneyimin her otomobille yaşanabilecek bir şey olmadığı çok açık. Onu o kadar çok sevdik ki, otele vardığımızda herkes çoktan uyumuştu. Akşam yemeğini kaçırdığım için gerçekten özür dilerim, ama aç kalmak beni hiç bu kadar mutlu etmemişti.

————-

 Ford Fiesta ST200

Motor Sıralı 4-silindir, 1596 cc, turbo

CO2 140 g/km

Güç 215 bg @ 6000 d/d

Tork 320 Nm @ 2500 d/d

Şanzıman 6-ileri manuel, önden çekiş

Ön süspansiyon MacPherson, helezon yay, amortisör, viraj çubuğu

Arka süspansiyon Torsiyon çubuğu, helezon yay, amortisör, viraj çubuğu

Frenler Soğutmalı 278 mm disk (ön), 253 mm disk (arka)

Jantlar 7×17 inç (ön ve arka)

Lastikler 205/40 R17 (ön ve arka)

Ağırlık 1088 kg

Güç/ağırlık 198 bg/ton

0-100 km/s 6.7 sn (iddia edilen)

Maks hız 230 km/s (iddia edilen)

Fiyat 22.745 Sterlin

Satış tarihi Satışta

evo skoru: 5 yıldız

 

 

Leave a reply